
Heeeyyy!! Merhaba, ben geldim.
Uzun zamandır uğrayamıyorum buralara, farkındayım. İşim gereği kışın oldukça fazla çalışıyorum. Kendimi unutacak kadar yoğun ve telaşlı oluyorum. Yaklaşık bir hatta bir buçuk aydır başımı kaşıyacak vakit bulamıyorum desem yeridir. Birde üzerine kilo vermeye karar verdim. Hem diyet serüvenim devam ederken hem de bu kadar yoğun çalışınca blogla arama ister istemez sıralı duvarlar örüldü. Aslanlar kadar çalışıp bir kedi yavrusundan daha az yiyerek yaşamak pekte kolay olmuyor takdir edersiniz ki. Ama bu zaman zarfı içinde yine fazlasıyla yazacak şey biriktirdim kendime. Sezonu kapatıp, işlerimi hafiflettiğim zaman uzun uzun yazacağım size hepsini.
Aslında şöyle bir kırk kilo falan vermeyi bekliyordum size yazmak için ama dayanamadım. Evet, yukarıda da bahsettiğim üzere diyetteyim. Ve toplamda şimdilik on yedi kilo kadarcık küçüldüm. Nasıl oldu, neler yaptım, benim gibi bir pisboğaz nasıl oldu da kilo vermeye karar verdi bunları zaten maddeler halinde dizeceğim vakti geldiğinde. Ama benim sizlerle dertleşmem gereken daha başka konular var şu sıralar. Fiziksel değil de manevi şeyler…
İnsan kilo vermeye başlayınca ister istemez daha çok özen göstermeye başlıyor kendisine. Giyinmek, giyindiğini yakıştırmak istiyor. İşe giderken “bir jean bir de üzerine kazak olsun yeter “diyen ben, akşamdan “yarın acaba ne giysem” diye kafa patlatmalara başladım. Makyaj yapmaktan zerre kadar haz etmeyen biriyken bu aralar sabahın 07:00ında ayna karşısında eyeliner çekerken yakalıyorum kendimi.
Şimdi öyle abartmaya gerek yok, çok mu çok güzel biri değilim öyle. Hatta bana kalırsa hiç değilim. Ama bedenim küçülüp yüzüme iki boya sürünce de yüzüne bakılır biri olup çıkıyorum. Zaten ne demişler; “Çirkin Kadın Yoktur, Bakımsız Kadın Vardır!” Yalnız bu durumun sadece ben farkında değilim sanırım. Hayatım boyunca karşıma çıkmayan ne kadar kısmet varsa, bu sıralar peşimden gelir oldu. Kilolarımın içinde kaybolmam mıydı yani tek sorun? Anlamadım gitti. Haydi kısmetleri bir tarafa savurup atıyorum bu seferde çevremdeki dost – ahbap takımı kafayı benimle bozdu. Annem bile durup durup “Konuştuğun kimse yok mu senin, sen evlenmeyecek misin?” diye baskı uygular oldu. İnsanların benim adıma kısmet arayışlarından, kısmetlerimin de benim adıma gelecek planları yapmasından iğrenti geldi şu sıralar. Geçen gün bir arkadaşımla kahve içiyoruz ve tepkisi şu; “Taş kalpli misin kızım sen, hiç mi hayatımda biri olsun istemez bir insan?”…İster efendim ister de her şeyin bir yolu, adabı var. Ben bir şey sırf olmuş olsun diye istemiyorum ki hayatımda! Bazılarına göre bu durumun benim gururumu okşaması gerekirken şunu fark ettim ki sadece inceden inceye kırılıyorum ben. Her halimle ben yine aynı benim çünkü. Beni olduğum gibi kabul etmeyen herkes bir miktar gurur kırıklığına neden oluyor bende.
Ben giydiğim eteğin yırtmacından, sürdüğüm boyanın, parfümün havasından, dekoltemin derinliğinden etkilenen birini istemiyorum ki karşımda. Ben üzerimde seksi geceliğim yerine çoraplarımı pijamamın içine sıkıştırıp dev gözlüklerim suratıma yapışmış halde elimde kitabımla yatağıma girdiğimde de yanımda uyumak isteyecek bir adamı bekliyorum. Ben kimsenin kolunda kukla gibi taşınmak istemiyorum. Sohbetimi seven, beni her halimle kabul edecek, düşüncelerime ve sevgime değer verecek birini istiyorum. Geciken kredi taksitimden tutunda ailevi problemlerime kadar çekinmeden rahatça anlatabileceğim bir eş arıyorum. Tüm bir Pazar günümü sevdiğim adama yemek yaparak geçirmek istiyorum mesela, görmediğim her saniye deliler gibi özleyeceğim birine hasret duyuyorum. Ben yeniden aşık olmak ve birine güvenmek istiyorum sadece.
İnsan bir kere bir darbe aldı mı ya da sıfıra yakın denecek kadar tüketti mi tüm güzel ve çirkin duyguları, yeniden bazı şeylere başlamak kolay olmuyor ne yazık ki. Blogumu okuyan ve takip edenler benim bu konuda ne kadar bahtsız şeyler yaşadığımı zaten iyi bilirler. O yüzden kendime de bir başkasına da öyle kolay kolay bir şans sunamıyorum maalesef. Doğru adımlarla, doğru yolda, doğru kişi ile yürümek istiyorum yarınıma. Tabii ki bende istiyorum incelen belimi kavrayan bir adam olsun hayatımda. Ama inceldiği yerden kopar ya duygular, bir türlü cesaret edemiyorum bende bu yeniliklere.
Hayatımın ikinci evresi diye değerlendirdiğim bu dönemde, Barış’tan sonra sadece kendime değer verir, kendimi sever oldum. Verdiğim kilo da kendime, aldığım eğitim de, gördüklerimde, öğrendiklerimde… Kimse için yaprak kıpırdamaz oldu içimde.
Tabii ki bunlar bir daha kimseyi sevmeyeceğim anlamına gelmiyor. “Onunla olmadı onsuzda olmaz” gibi beylik cümleler kurmuyorum hiçbir zaman. Yaşım daha 24. Ömrümün daha ilkbaharındayım. Yarınlarım güzel, inanıyorum. Benim sadece anlık bir deli cesaretine ihtiyacım var, bir de karşımda sapasağlam duracak bir adama…
Hayatınızdan eksilen tek şey fazla kilolarınız olsun. Tekrar görüşmek üzere…
Bu Blogda Ara
20 Kasım 2016 Pazar
Uzun Bir Aradan Sonra...
6 Kasım 2016 Pazar
Gecenin Sensiz Tarafı
Yatağımın sen tarafı soğuk yine.
Bir nefes arıyorum baş ucumda, yoksun.
İçimde bir çığlık, sabah ola hayrola dercesine,
Sen benim en büyük umudumsun.
Sen dolu gecelerimi özlüyorum sık sık...
Başımı yine omzuna yaslamak, sımsıkı.
Yazıpta gönderemediğim mektuplar var sana
Bir ucu yanık, bir ucu yırtık.
Ben hepsini birgün gözlerine okumak istiyorum.
Gelsen şimdi, çalsa yine bizim şarkımız.
Unutsak tüm öfkeleri, nefreti, kini...
Dolansa yine kolların belimin en ucuna.
Yeniden sevsek, kalmasa yerde kanımız.
Seninle olan hayaller bile güzel, yarına kurulan.
Uykudan daha kıymetli, ekmekten daha değerli.
Varsın bu gecede yokluğuna ağlayayım.
Mecnun bile kavuşmuş mu ki leylasına,
Ben sana kavuşayım?
13 Ekim 2016 Perşembe
İlahi Adalet Diye Bir Şey Var !
2 Ekim 2016 Pazar
Bu Pazar Niye Gelmedin?
Yine bir Pazar, yine bir hüsran avuçlarımda,
Ben bekledim, sen gelmedin.
Üzüntülerime yetişemez oldu haftasonları.
Bu sabah umudum vardı halbuki.
Sabahın körü dilimledim sıcacık ekmekleri.
Ev yapımı reçeli döktüm tabağa, taptaze.
Umutla gülümsedim aynada saçımı tararken.
Az önce pişti yumurtalar,senin sevdiğin gibi.
Gazeteler baş kösede, masanın yanında.
Bulmacaları sakladım kahvaltı sonrasına.
Dünden çektirdiğim kahve kokusu sardı mutfak dolaplarımı.
Şekersiz içersin, unutmadım onuda.
Kayan halı kenarını bile düzelttim,
Geldiğinde herşey kusursuz olsun diye aslında.
Tek lokma yemedim,bekledim uzun uzadıya.
Aldırmadım ikindi vakti olmasını bile, belki gelirsin diye.
Olmadı ısıtırım dedim yumurtaları, tazeden demlerim yeniden çayını.
Hiçbir şey zor görünmez ki gözüme,
Yanımda sen olunca.
Sandalye sırtına devrilmiş başım, uyumuşum sonra.
Zamanın geçtiğinin değilim farkında.
Ben tüm gün bekledim seni,
Uyandığım bir pazar sabahında.
Ömürden bir gün daha geçti,sen olmadın yanımda.
Sahi, bu sefer neden gelmedin?
20 Eylül 2016 Salı
Aşka Dair İşler
Ararsan bulamazsın aşkı. "Ben aşık olacağım" diye yırtınırsan tövbe çarpmaz kalbin bir başkası için. Düşünmeyeceksin. Suya bırakacaksın gidecek, o nasıl olsa bir yolunu buluyor, nasıl olsa bir kıyıda dinleniyor sen farkında olmadan.
Yorucu bir üç yıl var ardımda. Anılarla ve yaşanmışlıklarla doluyum. Bunların karşılığında güzel geçirdiğim bir yaz ayım var birde. Dinlenmiş, ruhen detoksa girmiş, arınmış hissediyorum kendimi. Yalnız bir şey fark ettim son dönemlerde kendimde. Sürekli bir sevmek dürtüsü var içimde. Son zamanlarda kaç kez "Aşık oldum galiba", ya da "Bu sefer aşık olmuş olabilir miyim acaba" diye sordum kendime, hatırlamıyorum bile.
İnsan bir yere kadar sevilmeden yaşayabiliyor ama sevmeden yaşamak imkansız gibi bir şey sanırım. En azından benim için öyle. Ekmek gibi, su gibi. Sevmeliyim, kalbim mutlaka çarpmalı biri için. O heyecan hiç bitmemeli bende, damarlarımda dolaşan kan sürekli kıpır kıpır olmalı gibi. Durum böyle olunca da işte en ufak bir kıvılcımda sürüklemek istiyorum kendimi karşı cinse.
Ama bu sefer akıllandım. Artık olup olmadık sermiyorum sevgimi kimsenin önüne. Pazar malı değil ki sonuçta benim kalbim. Her insan kendisi için vazgeçilmez, herkes kendine göre değerli. Bende öyleyim tabii. Artık karşıma çıkan ilk adama; "Al bu benim kalbim, bunlarda sevgim. Tepe tepe kullan." demiyorum. İlla sevmek duygusu mu aşerdim, kendimi seviyorum. Kendime değer veriyorum. En azından geleceğe yatırım yapmış gibi hissediyorum kendimi böyle olduğunda.
Zaten bakacak olursanız, birine ayıracak zamanımda yok öyle. İşten çıkıp yorgun argın ders mi çalışayım, kendime mi zaman ayırayım, dostlarımla - ailemle mi vakit geçireyim telaşesine yetişemiyorken birine apayrı ayıracak bir zaman dilimine sahip değilim. O yüzden en mantıklısı "hayırlısı" deyip, kendimi - kendimle baş başa bırakmak bu aralar...
Gelecekteki Sevgiliye Bir Kaç Satır;
İnanıyorum. Gün gelecek ve ben farkında olmadan karşılaşacağım seninle. Bir akşam üzeri uzun uzun kitaplar okuyacağız seninle. Ellerimle yemekler yapacağım sana. Hafif çiseleyen yağmurun altında yürüyüşe çıkacağız kol kola. Hayatın takıldığım bir noktasında senin tecrübelerinle ilerleyeceğim yoluma ve sen benim fikirlerime daima önem vereceksin. Sabahlara kadar eğleneceğiz yeri gelecek. Bazen de başım omzunda dinleneceğim günün ortasında. "Seni seviyorum" dememe gerek kalmayacak, anlayacaksın halimden. Sonsuz güveneceğiz birbirimize. Farkında olmadan tanıyacağız birbirimizi. Günün sonunda işten çıkışımız ortak dost meclislerimizin sofralarında son bulacak. Ben en çok hangi yemeği sevdiğini bileceğim, sen nelere karşı alerjim olduğunu, birbirimizin en sevdiği rengi, müzik zevklerimizi, korkularımızı ve telaşlarımızı öğreneceğiz zamanla. Farkında olmadan karışacağız birbirimize ve bir bütün olacağız seninle.
O gün gelecek, inanıyorum. Ve büyük bir özlemle bekliyorum seni. Şu sıralar gelme, izin ver ben biraz daha toparlayayım kendimi. Ama çok fazla da gecikme olur mu? Hasretim sana. Şimdilik sadece hayallerimdesin, gelecekte el ele olacağız, biliyorum.
( Bu yazıyı okuyan güzel insan, sende aşksız kalma, emi ? )
5 Eylül 2016 Pazartesi
LAFIM ERKEK CİNSİNE !
Etrafta bir sürü balon olsun rengarenk. Muazzam bir yemek masası ve masanın tam ortasında ışıldayan şamdanlar. Kırmızı gül yaprakları serpiştirelim etrafına. Deniz manzarası olmadan olmaz tabii. Cam kenarına çekelim lütfen masayı da. Jilet gibi giyinsin beyefendi. Hop açıversin avucunu aniden. Avuç içine tek taş bir pırlanta konduralım unutmadan da. Ve güveni sonsuz defa kırılmış, kalbi kırık, her şeyin en iyisi ve en kötüsünü birden yaşamış bir kız çizelim tam karşısına da. Ne olur dersiniz bu hikayenin sonu? Yakın mıdır acaba mutluluk yarından? Hiç sanmıyorum...
Güveni kırılmış, gururu incinmiş, her zorluğun üstesinden tek başına kalkmış bir kızı külkedisi masalları ile kandıramazsınız çünkü. Sahte ya da geçici prenses rollerine bürümek, bu insanlarda işe yaramaz. İki beden küçük gelir hayatlarına. Dünya'nın en kolay ama aynı zamanda da en zor işidir onları ikna etmek. Olabildiğine doğal ve olabildiğine alsız pulsuz olması gerekir vaatlerinizin. Bir kere bir darbe aldı mı dişi cinsi, bir kere ayakları yerden 50 metre havalanıp sonra yere tökezledi mi, bir daha kolay kolay yükselmez yerden. Tabii topuklu ayakkabılarını giymesi dışında. Her adam biraz sahte, her mükemmel aşk biraz acizdir onların gözünde. Bilirler çünkü "mutlu aşk" diye bir kavram olmadığını. Aşk; bile bile mutsuzluktur onların kitabında.
En iyisi mi siz kendiniz olun böyle biri ile beraber olmak istediğinizde. Ya da aşırı şaşalı ve abartı kokan şeylerden uzak durup, sadeliği sunun onlara. Ne bileyim işte lame, dore değil de yeşil olsun sunduğunuz renk. Bol huzur içereninden hani. Ya da masadaki peçetenin kumaşının kızın giydiği elbisenin kumaşından daha pahalı olduğu yerlerde olmak yerine, sahilde olun o kişi ile el ele. Gül yaprakları dökmeyin başından aşağıya da, işte beraber bir ağaç dikin doğaya. En önemlisi de "ölene dek seni seveceğim" gibi saçma bir cümle hatasına düşmeyin karşısında. Tabii gözden de aynı hız oranında düşmek istiyorsanız orası ayrı. Ama ilklerini iliklerine kadar tüketmiş bir kadın asla zıplamaz böyle ucuz numaralara.
Dedim ya kendiniz olun. Her erkeğin aklından geçen ilk şeyi söyleyin uzatmadan. Mesela; "Seninle birlikte olmak istiyorum ama yarına umudum yok seninle" gibi şeyler bile olabilir söyleyeceğiniz. Çünkü siz ne kadar güzel söz söylerseniz söyleyin kadın zaten anlar sizin gözlerinizden ne demek istediğinizi. Sadece kendini aptal yerine koyup, karşındaki erkeği ne kadar aptallaştıracağını merak eder kadın. Ne kadar sahte, ne kadar kendisi, ne kadar yalancı olduğunuzu görmek istediğinden bozmaz sizi sadece. Ve ne kadar çirkin olursa olsun düşünceleriniz, siz doğruyu söylediğiniz kadar yer edinmeyi becerebilirsiniz başından bir şeyler geçmiş kadının kalbinde.
Kadın ne istediğini bilir. Karşındakini izler. Ve ona göre size istediğinizi verir. Bu da benden nasihat olsun erkek cinsine; bırakın artık ıssız adam rollerini kesmeyi. Kokuşmuş, ucuz ve demode numaralarınızı sokuşturun ve bir daha çıkarmayın cebinizden ki oluru olan şeyleri de bozup batırıvermeyin.
Bu kadarı kafidir şimdilik.
Başka bir yazıda görüşmek dileği ile...
3 Eylül 2016 Cumartesi
DÖNDÜM BEN !
Takip edenler bilirler, blogu ilk açtığım zamanlar günde üç - beş defa yazdığım yazılar zamanla haftada iki - üçe düşmüş sonrada ayda iki tane yazsam kar sayılır duruma gelmişti. Bu zaman zarfında yaşadıklarımdan yıpranmış birde tekrar tekrar yazıya dökerek bunaltmak istememiştim içimi. Yalnız son günlerde ne olduğu bilinmez yine uzunca yazasım geliyor. Öyle ki saklamak yerine hissettiklerimi sizinle de paylaşmak, dökmek ister oldum içimi yeniden.
Bazen yazmak değil de yaşamak ister insanın canı. Öyle bir dönemden geçtim bende. Belki de yazacaklarım tükendiği içindi verdiğim bu ara. Ama o kadar güzel duygular sığdırdım, tecrübeler edindim ki bu dönem içerisinde, şimdi yeniden "yazmak vakti" gibi hissediyorum. Bu blogun en güzel yanı kendimi yalnız hissettiğim anda beni takip eden ve okuyan kişilerin var olduğunu bilmek sanırım. O yüzden ne zaman dertleşmeye ihtiyaç duysam, ne zaman bir şeyler geçse hayatımdan ya da hayatın bir dönemecinden geçsem ben, burada sizlerle konuşurken buluyorum kendimi. Yazmak değil bu benim için, konuşmak ve içimi dökmek sadece. O yüzden neler olmuş hayatımda, gelin beraber bakalım isterseniz.
İYİLEŞİYORUM DEĞİL İYİLEŞTİM BEN.
Hayatımın en zorlu ama en güzel, deli dolu zamanlarıydı 2015. Birini sevdim. Bir daha kimseyi sevmeyecekmişim gibi tüm sevgimi vererek, kendimden, gençliğimden ödün vererek sevdim hem de. Gelin görün ki olmadı. Yürütemedik, beceremedik bir bütün olmayı. Ona soracak olursanız eminim ki elinden gelen her şeyi yapmıştır da benim hatalarımdan dolayıdır böyle oluşumuz. Bana soracak olursanız da tabii ki ben haklıyım. Ama hayat haklıya ya da haksıza değil de kazanan ve kaybedene bakıyor sadece. Biz kaybettik. 2016'nın Şubat'ı, sevgililerin en güzel ayında kopardık bağlarımızı. Aylarca didindik durduk ama yine de kavga - dövüşün ötesine geçemedik birbirimize karşı. Çok suçladım, kızdım, sinirlendim, cezalandıracağım diye olur olmaz hatalar işledim, dilime hakim olamadım kötü konuştum, beddua ettim yeri geldi. O belki hayatına geri dönebildi yeniden başlayabildi de ben uzunca bir süre ben olamadım yeniden. Çok ağladım çok yıprattım kendimi.
Hayat beni büyük bir dönüm noktasına getirdi sonra. Ya salı verecektim kendimi olmaz uçurumlardan aşağıya ya da silkelenip kendime gelecektim. Ve ne mutlu ki yeniden "ben" olabilmeyi seçtim hatalar içerisinden. Öyle pattadanak kendine gelemiyor insan bu arada. Onu da peşin peşin söyleyeyim. Kaç blog yazımda yazmışımdır hatırlamıyorum bile. Hayatıma koymaya çalıştığım kurallarımı, artık değiştim edebiyatlarını kaç kez sıktım sizlere kim bilir. Yalan değildi hiç biri. Hepsi yapmak istediğim ama yapamadığım şeylerdi. Yani ben sizi değil de en çok kendimi kandırdım o yazılarda. Tam bir adım atacak oldum yere düştüm, bir adım daha derken çelme yedim bileklerimden, bir adım daha bu sefer muz kabuğuna bastım yere düştüm tekrardan. Ama hiç bir zaman pes etmedim. Bir süre sonra fark ettim ki her düşüşümde bir öncekinden daha hızlı ve güçlü kalkıyorum yerimden. Ve bunun farkına vardıktan sonra da bir bir açılır oldu tüm yollar önüme.
Öncelikle oluru olan şeylere yürümedim de olmazlarımdan başladım hayatımı düzeltmek için. "Hayatta yapmam" dediğim her ne var ise tek tek üstünü çizip çıkartıp attım hayatımdan. Mesela yüzmeyi öğrendim ben bu sene. Yıllarca sudan ödü koptuğu için deniz - kum - güneş üçlüsüne yanaşmadan yaz sıcağının tepesinde kültür turlarına çıkan ben bu sene suya bıraktım kendimi. Gerçi alışması pek bir kolay olmadı ama zamanla su aktı yolunu buldu bir şekilde. Yazın başında ayakları suya deyince "Yetişiiiiin boğuluyorum beeeeen" diye bağıran kız Ağustos sonunda yerini balık gibi yüzen birine bıraktı sanki. Daha sonra bir olmaz dediğim şeye daha el atayım dedim ve dolabımda beklettiğim, kilo almaya başladıktan sonra giyemediğim etiketi üzerinde şortlarıma ve eteklerime geldi sıra. Haziran sonuna doğru ilk mini etekle sokağa çıkışımı hatırladıkça gülüyorum hala. "Herkes bana bakıyor" diye oturup üç - beş saat ağlamışımdır herhalde. Sonra nasıl oldu bilinmez alıştım yeniden cicili bicili giyinmeye. Vardır bazen insanların böyle güven eksiklikleri. Benimde oldukça fazlaydı bu konuda. Yıllarca giymediğim ne varsa hepsini giydim, gezdim güzelce. "Öldürseler önü açık ayakkabı giymem" diyen ben tüm yazı, sandaletlerle, parmak arası terliklerle geçirdim diyebilirim. Ohhh.. İyi ki de yapmışım hepsini.
Para biriktirmeyi öğrendim sonra. Yıllarca har vurup harman savuran ben, kredi kartı limiti her zaman %100 dolu olan ben, alışverişe çıktığı zaman eve dönüş yolunda taksi parası dışında para bırakmadan harcama yapan ben sonunda bir dur demeyi öğretebildim kendime. Daha sonra "Eğitim şart!" dedim ve tüm tembelliklerimi bir kenara bırakıp istediğim Radyo - Televizyon bölümünü kazandım. Yeniden okullu oldum anlayacağınız. Spora yazıldım, yeni kurslara gittim, yemek yapmayı öğrendim. Güzelce bir tatil yaptım. Üç hafta boyunca yepyeni yerler gördüm, farklı iklimlerin havalarını soludum, farklı kıyıların sularında yüzdüm, bambaşka hayat hikayeleri dinleyip farklı insanlarla tanıştım. Yeniden dost olmayı, arkadaş edinmeyi, topluma karışmayı başardım.
Ve tekrar işime ve evime döndüğümde gözlerimin bir başka parladığını fark ettim. Ben tüm zehrimi atmıştım farkında olmadan.Kendimi uçurumlardan atmak yerine yeni yokuşlara çıkmayı başarmıştım. O çok sevdiğimi zannettiğim adamın sadece bir alışkanlıktan ibaret olduğunu, kimseyi kendimden çok sevmediğimi, onca saçma sapan şeyi hem ona hem kendime boşu boşuna yaşattığımı, kendimi aylarca yok yere üzdüğümü ve hayatın gerçekten çok güzel olduğunu anladım. Zihnimi, bedenimi, duygularımı arındırdım tüm kötülüklerden. Dinlendim ve özüme döndüm ben. O kadar çaba gösterirken olmamıştı ama çabalamayı bırakıp akışına bırakınca iyileşmiştim ben...
Kimseye öfkem yok, kimseye kızgın değilim, kimseyi çok seviyor ya da hiç sevmiyor değilim artık. Geçmişteki tüm kötülükleri unuttum. Sanki hiç aşık olmamış, hiç ağlamamış, hiç canı yanmamış gibiyim ben. Önümde kocaman bir ömür, deli dolu bir gençlik var şimdi. Hiç yaşamamış gibi yaşamak istiyorum yeniden her şeyi. Aşık olmak, dost olmak, sırdaş, kardeş, abla, öğrenci... olmak istiyorum yeniden. Sanki ilk defa gibi... Sanki ben yeniden doğmuşum gibi.
Not: Sanırım YENİDEN aşık oldum. Bir kaç gün daha bekleyeyim eğer bu saçma duygunun etkisinden kurtulamaz isem mutlaka paylaşacağım sizinle.
Sevgi ile kalın..
